13 Nisan 2010 Salı

bir

Bu arada ilk izleyicim gelmiş.
Hoş gelmiş.

fox

Çok uzun süredir içimden hiç yazmak gelmedi.
Gelenler de buraya uymadı.
İşimde oldukça zor ve sıkıntılı bir dönemi geride bıraktım bu sürede, özel hayatım bazen gereğinden fazla hızlı bazen gereğinden fazla yavaş şekilde devam ediyor.
İçimi dökebilen biri olsaydım yazacak çok şeyim vardı aslında ama o kadar derine ben bile inemiyorum :)
Şimdilik bu kadar.
Kafamı tolayıp yeniden yazma sözümü kendime veriyorum.

12 Mart 2010 Cuma

Sağdan say

Onu ilk gördüğümde ikimizde 10 yaşındaydık. Komşunun torunuydu.
İlk tanıştığımızda ikimizde 12 yaşındaydık. Aynı sınıftaydık artık.
İlk tuttuğumda elini ikimizde 14 yaşındaydık. Çocuktuk daha. ''Çıktığımdı.''
İlk öptüğümde o güzel dudaklarını 15 yaşındaydık. Yağmur yağıyordu. Kız arkadaşımdı.
İlk uyuduğumuzda beraber 16 yaşındaydık.Hem çok yaramaz hem çok usluyduk. Sevgilimdi.
İlk karıştığında terlerimiz birbirine ve ilk tam olduğumuzda 17 yaşındaydık. Yaz akşamıydı. ''BİZ''dik.
Bana baktığında gördüğüm şey katıksız hayattı.


18 olmuştuk. Okul bitmişti. Biz hala kocaman bir bizdik.
Üniversite sınav sonuçları açıklandı sonra. Ben İstanbul'u o ise Ankara'yı kazanmıştı.
Ne yapacağımızı bilemedik önce. Daha önce hiç ayrı kalmamıştık. Ayrı kaldığımız en uzun süre 3 gün olmuştu.
Sonra o yaşların verdiği heyecan, ümit ve cahillikle bize bişey olmaz sandık. Biz ''biz'' olduktan sonra mesafenin ne önemi vardı ki?
O gelirdi, ben giderdim. Bayram seyran olduğunda zaten ailelerimizin yanına gidince görüşecektik. Telefon vardı. İnternet vardı.
''Mektup bile yazarız birbirimize'' demişti.
Bana baktığında gördüğüm şey katıksız vedaydı.


20 yaşımdaydım. Artık biz yoktu. Ben vardım sadece. Ve farkettim ki tek kişilik hayat daha basitti.
Artık düşünmem gereken sadece ben vardım. Başladım sonra tek kişilik hayatıma.
Biraz da hızlı başladım sanırım. İstanbul'da, yalnız yaşayan, bekar ve parası olan bir üniversite öğrencisiydim.
Avantajlarımı sonuna kadar kullandım.
Bana baktığı(m)da gördüğüm şey katıksız açlıktı.


26 olmuştum. 6 senedir hiç görmediğim ''O''nu gördüm. Sevgilisi ile beraber elele yürüyordu.
Hep yapmak istediği şeyi yapmış ve tiyatrocu olmuştu. Sevgilisi de tiyatrocuydu.
Mecidiyeköy'de karşılaştık. Kibarca selamlaştık. Kibarca konuştuk hal hatır sorduk. Kibarca vedalaştık.
Kibar davranmanın bu kadar kaba geldiği bir an hiç olmamıştı.
Bana baktığında gördüğüm şey katıksız GEÇMİŞ'ti.


28'inci yaşgünümden bi gün önce İstanbul'da olduğunu söyledi. Görüşelim mi dedi.
O akşam görüştük. Üzgündü, yenilmişti. Aldatılmış ve terk edilmişti.
Bana sığınmaya gelmişti. Sadece yanında durmamı onunla konuşmamı istiyordu.
Uzun uzun konuştuk ve en az o uzunlukta da içtik. Gece bitip sabah olduğunda yanımda yatıyordu.
Bütün gece sevişmiş ama tam olamamıştık. Yarıma bile yaklaşamamıştık.
Bana baktığında gördüğüm şey katıksız imdat çağısıydı.


30 oldum ben. O geçen yaz evlendi.
30 oldum ben ve devam ediyorum saymaya.

1 Mart 2010 Pazartesi

wristcutters onunla güzel

kök

normal şartlarda yüzlerine tükürmeye bile erinecekleri adamlarla sırf parası olduğu için çıkan-yatan-konuşan-bakışan kadınlar var.
bu kadınlarla paralarının gölgesinde çıkan-yatan-konuşan-bakışan ve bu sayede kişilik mastürbasyonunu tamamlamaya çalışan adamlar var.
ve bütün bunları gördüğü heryerde gözünün önüne en kanlı kill bill sahneleri gelen bir ben var benden içre.
paraya ve maddi güce endekslenmiş bu hayatın çarklarına kendini gönüllü atan insanlardan tiksinme hakkımı sonuna kadar baki tutacağım.
yapacak başka işi kalmayan bakkalların bile tartacağı organı taşak olan memleketimde eğlenceden tek anlayışı bi biraya 30 TL(yazı ile otuz türk lirası) vermek olan adamlar maliyeti 1.5 TL olan bu biraları ciğeri 1.5 TL etmeyecek kadınlara ısmarlayarak ve onlar için para harcamayı göstere göstere ve kızların gö(z)üne soka soka yaparken onlarla ilgili yapabildiğim tek şey aylak bakkal organı işte.
arabamın -ki kendisi son derece masumdur bu konuda- anahtarını görünce birden ilgi katsayısı 3 ile çarpılan kadınlar tanıyor olmak geçmişte işlediğim günahların bedeli.
çok mu karışık oldu. olsun.

26 Şubat 2010 Cuma

fish

atletico madrid maçında bağırmaktan ve üşümekten sesin kısılması.
beni bu güzel havalar mahvetti derken yağmurlu bir istanbul sabahına uyanmak.
sabah trafiğinde yine yeni yeniden araba kulanmak.
işyerinde binbir problemle karşılaşmak.
kredi kartı extresinin maile düşmesi.

hayat güzel diyeni vururum.

25 Şubat 2010 Perşembe

Konnichi wa!

Geyşalar toplanmış seninle birlikte
Ninjalar saçılmış odaya her yere
Çözdüğüm sudoku yok artık bu evde
Sen... Japonum
Naninaanaianaaiaia
Japonum.

kapital birikim

üst üste konmuş ve konulduğu gibi kalmış onlarca dosya üzerinden bakan adam, alabildiğine badem bıyığı ile seslendi ''sizin işi halledicez allahın izniyle ama...'' işte oldu yine o sihirli kelime ''AMA''.
''ama''dan önceki herşey yalandır demişti birileri. görüyorum ve arttırıyorum ben. ''ama'' dan sonrakiler de hatta ''ama'' da yalandır. çiğ, kaba ve utanmaz bir yalandır hatta.
'' ... belediyemizde bazı ufak tefek eksikler var....'' hımmm. demek o açıdan bakınca devlet malzeme ofisi ya da belediye ayniyat saymanlığı en olmadı satın alma müdürü gibi duruyorum.
bana ne lan sizin eksiğinizden. bi imza atıcaksın altı üstü. e kalemin de elinde demek ki bi eksiğin de yok benimle ilgili. dur bakıyım evet eli kolu da tam.
'' ... diyorum ki sizin ki gibi büyük bi şirket acaba bize bazı konularda yardımcı olamaz mı?...''
napıyım? ya da (bizim ki gibi büyük bi şirket) naapsın?
halk ekmeğe gidip hamur mu karıyım? metrobüs gişesinde akbil mi doldurayım? napıyım?
''... fotokopi makinamız 3 senedir bozuk. bi tane de bilgisayar eksik...''
oooo amca benim şirketi karıştırdı. yok amca ben teknosa'dan gelmiyorum. benim işim ayrı. sana hayır gelmez benden.
bakıyor suratıma alabildiğine badem bıyığıyla.
ben de ona bakıyorum en anlamazdan gelen en nerdeyim ben ifademle.
imza bekliyor.
ben bekliyorum.

24 Şubat 2010 Çarşamba

ilk

bu ilk olsun.
amacı olmayan olsun.