26 Şubat 2010 Cuma

fish

atletico madrid maçında bağırmaktan ve üşümekten sesin kısılması.
beni bu güzel havalar mahvetti derken yağmurlu bir istanbul sabahına uyanmak.
sabah trafiğinde yine yeni yeniden araba kulanmak.
işyerinde binbir problemle karşılaşmak.
kredi kartı extresinin maile düşmesi.

hayat güzel diyeni vururum.

25 Şubat 2010 Perşembe

Konnichi wa!

Geyşalar toplanmış seninle birlikte
Ninjalar saçılmış odaya her yere
Çözdüğüm sudoku yok artık bu evde
Sen... Japonum
Naninaanaianaaiaia
Japonum.

kapital birikim

üst üste konmuş ve konulduğu gibi kalmış onlarca dosya üzerinden bakan adam, alabildiğine badem bıyığı ile seslendi ''sizin işi halledicez allahın izniyle ama...'' işte oldu yine o sihirli kelime ''AMA''.
''ama''dan önceki herşey yalandır demişti birileri. görüyorum ve arttırıyorum ben. ''ama'' dan sonrakiler de hatta ''ama'' da yalandır. çiğ, kaba ve utanmaz bir yalandır hatta.
'' ... belediyemizde bazı ufak tefek eksikler var....'' hımmm. demek o açıdan bakınca devlet malzeme ofisi ya da belediye ayniyat saymanlığı en olmadı satın alma müdürü gibi duruyorum.
bana ne lan sizin eksiğinizden. bi imza atıcaksın altı üstü. e kalemin de elinde demek ki bi eksiğin de yok benimle ilgili. dur bakıyım evet eli kolu da tam.
'' ... diyorum ki sizin ki gibi büyük bi şirket acaba bize bazı konularda yardımcı olamaz mı?...''
napıyım? ya da (bizim ki gibi büyük bi şirket) naapsın?
halk ekmeğe gidip hamur mu karıyım? metrobüs gişesinde akbil mi doldurayım? napıyım?
''... fotokopi makinamız 3 senedir bozuk. bi tane de bilgisayar eksik...''
oooo amca benim şirketi karıştırdı. yok amca ben teknosa'dan gelmiyorum. benim işim ayrı. sana hayır gelmez benden.
bakıyor suratıma alabildiğine badem bıyığıyla.
ben de ona bakıyorum en anlamazdan gelen en nerdeyim ben ifademle.
imza bekliyor.
ben bekliyorum.

24 Şubat 2010 Çarşamba

ilk

bu ilk olsun.
amacı olmayan olsun.